Daha önce de rock parçalar okuyan Müslüm Gürses, bu seferde içinde Garbage, Bob Dylan ve Leonard Cohen gibi ünlü rock müzisyenlerin yabancı şarkılarını Türkçe olarak seslendiricek.
Salon : Akbank Sanat Beyoğlu [İstiklal Cad. Zambak Sok. No:1 34435 Beyoğlu-İstanbul] Tarih : 15.12.2008 Gös. Zamanı : 20:30
BU ETKİNLİK ÜCRETSİZDİR!
Yönetmen: Gizem Ertürk
Görüntü Yönetmeni: Sabri Ümit Demir
Yapımcı: Gizem Ertürk, Sabri Ümit Demir Kurgu: Sabri Ümit Demir
Müzik: Yavuz Çetin, Erkan Oğur
Sinopsis: Ülkemizin ilk blues gitaristi olan Yavuz Çetin, popüler kültürden uzak yaşamayı tercih ettiği için yıllar yılı maddi sorunlar yaşamıştır. Yavuz Çetin 2001 yılında boğaz köprüsünden atlayarak intihar etmiştir. Ancak belgesel intiharına değil müzisyenliğine odaklıdır ve müzisyenin eşi, oğlu, müzisyen yakın dostlarıyla onu anmak ve geleceğe bir iz bırakmak adına yapılmıştır.
Zor olan hayat değil, zor olan hayatı kendimiz için kolaylaştıramamak, gurur yapmak, kibir yapmak, anlamamak için kendinimizi zorlamak. Zor olan hayatı doyasıya yaşamak yerine gerçek olmayan tiyotra sahnesinde kendimize biçtiğimiz rolü oynamaya çalışmak. Zor olan hayat değil, hayat boyu rol yapmaya çalışmak. Zor olan hayat değil, acıları paylaşmak yerine içimize atmak. Acıları içimizde tutarak kendimizi etrafa güçlü göstermeye çalışmak.
Zannediyor musun ki sevgi bir beyaz atın üzerinde yada bir kuşun kanadında sana doğru gelecek ? Zannediyormusun ki sevgiyi sana bir peri kızı verecek. Zannediyormusun ki bulabileceksin, istediğin her zaman seni gerçekten seven birilerini. Ya maskeler düşünce ne olacak ? Maskelerin ardından kendini baş role koymuş birisini göreceksin. O yanındaki salıncak boş kalacak, kalbini sevgiyle dolduracak birilerini arayacaksın.
İlk 5ime girebilecek bir film.İnsanın çaresizlik anındaki psikolojisini anlatıyor ve bunu mükemmel derecedeki fantastik öğelerle süslüyor.Fantastik bir film ama çocukların izlemesini tavsiye etmem.
Ekşisözlükte bir yazar filmi şöyle tarif etmiş yazdıklarınada aynen katılıyorum. "İzleyiciye zerk ettiği yüksek dozda görselliğine mi büyüleniyim, ufaklığa aşık mı olayım, müziklerini mi dinliyim yoksa oturup hıçkıra hıçkıra ağlayayım mı bilemediğim bir film. küfür gibi birşey, ilk izleyişte kaldıramıyor insan."
Sinema yaşıyor…. Şükürler olsun ki Film yapma aşkı hala bazı gönüllerde Alevlenerek bize ulaşıyor. 2006′da çekilen ve semtimize bile uğramayan fantastik drama “The Fall“, Divx Planet’in değerli üyesi “magma” tarafından çevirilen kusursuz türkçe altyazısı ile izlendi ve unutulmamak üzere aklımıza ve kalbimize işledi.
Americana Exotica Açıkcası artık Melies’in ruhundan ve heyecanından kopmuş, bayat hamburger tadında filmimsiler üreten Kuzey Amerika sinemasından umudumu tamamen kesmiştim. Amerikan, İngiliz, Hint ortak yapımı The Fall benim için bu anlamda Gattaca’dan bu yana yaşadığım en anlamlı ve duygusal deneyim oldu. İyice azalan “gerçek sinemacı” takımından David Fincher ve Spike Jonze‘nin finanse ettiği filmin Yönetmeni Tarsem Singh… Singh’in daha önceki filmi sevimsiz Jeniffer Lopez’li “The Cell”, aslında çok daha başka bir film olabilecekken saçma bir polisiye öykü ve koca popolu yeteneksizlik abidesi Lopez’in popüleritesine kurban gitmiş fakat özellikle rüya sahnelerinin Dali’vari sürrealist imgeleri ile aklımda yer etmiş bir filmdi… Tarsem Singh uzun zamandır görüş alanımın dışında olduğundan olsa gerek, 2006 yılından itibaren sadece bir kaç festivalde gösterilen başyapıtı “The Fall”dan tamamen habersizdim. Filmin mitik kahramanlarından “Charles Darwin”in aradığı dünyanın en güzel kelebeği “Americana Exotica” kesinlikle bu şiirsel görselliğin, saf sinemanın ve çocuksu hayal kuruşun diğer ismi olabilir.
“Çocuklar hızlı koşamaz… Acılardan hayal kurarak kaçarlar” derler. “The Fall” bu anlamda çocuksu saflığını koruyan gerçek bir kaçış sineması örneği… Aynı hastanede yatan Dünyalar sevimlisi Alexandra (Catinca Untaru) ve sevgilisi tarafından terkedilmiş, üstelik daha ilk işinde sakatlanmış bir dublör olan Roy’un (Lee Pace) arkadaşlığı öykünün ana eksenini oluşturuyor, Roy’un kendi hayal kırıklıklarından, nefretinden ve sevgisinden beslenen bir öyküyü Alexandra’ya bir masalmışcasına kurgulayarak anlatması ile kendimizi eski filmlerdekine benzer bir intikam ve aşk serüveninin içinde buluyoruz. Herşeyi çalan ve sevdiklerini öldüren Zalim Vali Odious’a başkaldıran ve ondan intikam almak isteyen 5 mitik kahraman : Eski bir köle olan Otta Benga, Patlayıcı uzmanı Luigi, Karısının intikamı peşindeki Hintli, Yaşayan herşeyi seven, Maymunu Wallace ile maceraya katılan yarı çatlak ingiliz bilimci Charles Darwin ve ormanlarla konuşabilen, karnında kuşlar besleyen garip ama sadık Mystic…
Roy başlarda hevessizce başladığı hikayeye Alexandra’nın ısrarları ve intihar etmesi için gerekli morfini getireceği umuduyla devam eder. Öykü Roy’un karamsarlığı ile son bulacak gibi gözükür ama küçük Alexandra’nın taşıdığı umut herşeyi değiştirir.
Gugli Gugli Gugli…. The Fall son yıllarda izleyebileceğiniz en büyük görselliği vaadediyor. Sinemanın görüntü ile yaratılan bir sanat olduğunun bilincinde olan bir film… Açıkcası Gregory Colbert‘in “Ashes and Snow”undan beri böylesine çarpıcı bir görselliğe ve sinema tekniği ile yaratılmış bir şiire rastlamamıştım. Tüm oyuncuların döktürdüğü filmde Catinca Untaru ve Hollywood’un yeni cazibe ikonu Lee Pace oynamıyor, yaşıyorlar. Kesinlikle iki rol içinde daha iyi bir seçim olamazdı. Her iyi filmde olduğu gibi “The Fall”de müthiş bir sountrack’a sahip… Filmin müziklerini Krishna Levy yapmış, tema müziği olarak da Ludvig Van Beethoven’in 7. senfonisinden faydalanarak görselliğin müzikle kusursuz birleşiminden doğan bir şiir yaratılmış…
The Fall sadece 1 sn’lik bir çekim için mısıra gidilen, Sinema yapmanın en heyecanlı yıllarına ve o yılların isimsiz kahramanları dublörlere büyük bir saygı duruşunda bulunan, “Oz Büyücüsü” başta olmak üzere tüm kaçış filmlerine, Buster Keaton‘a, Charlie Chaplin‘e sevgilerini sunan ve “Ben sinemayı seviyorum” diyen herkesin görmesi gereken müthiş bir film…
Film muhtemelen bizim sinemalarımıza uğramayacak, çünkü arkasında büyük stüdyo desteği yok, Ülkemizde DVD’sinin çıkmasını da zor bir ihtimal olarak görüyorum. Sanırım dayatılan değil seçilen kültür ürünlerine uygun olarak kendi olanaklarınızla internet üzerinden edinmeniz gerekecek. Film ABD’de 9 Eylül’de DVD ve Blu-Ray olarak satışa sunuldu.
Çok hoş ve sıcak bir film, oyuncuların oynadıkları karakterlerle olan uyumu mükemmel.Özellikle 80lerde doğanlar için çocukluklarını hatırlatacak çok güzel sahneler bulunuyor.
Albümü hiç dinlemedim daha bu dinlediğim ilk şarkısı.Altyapıdaki drum ve kontrbas uyumu çok hoşuma gitti bunun haricinde klipteki high saturation efektler çok hoş, neon mavi, zeytin yeşili ve gül kurusu birleşiminden harika görüntüler ortaya çıkmış.
Dün saat 16:00 civarı ilkokuldan arkadaşım Mert Can haber verdi akşam milleti topluyoruz iftar yemeğinde buluşucaz diye ben ilk önce gelmicem dedim akşam için uzun süredir düşündüğüm planlarım vardı daha sonra fikrimi değiştirdim mutlaka orda olmalıyım dedim kendi kendime, iş çıkışı doğrudan buluşmaya gittim.İlk önce iftar yaptık sonra dondurma yemeye gittik, en son ve mükemmel kısmı ise Cerenlerin evinin bahçesinde geçirdiğimiz gülmekten vücudumun heryerine kramplar sokan muhabbetlerle geçen o mükemmel saatlerdi.Herşeyiyle, her yönüyle çok eğlenceli bir gece geçirdim, böyle dostlarım olduğu için ve onlarla hayatımın 8 senesini paylaştığım için kendimi çok şanslı hissediyorum.Ayrıca sadece birkaç saat içinde 15 kişiyi toplayarak buluşmayı organize eden Mert Can ve Giray arkadaşlarıma burdan teşekkürlerimi iletiyorum :)
İstanbul-Hopa ve Hopa-İstanbul uçuşlarımızda yolcularımızın silah taşımalarına müsaade edilmeyecektir. Bu nedenle yolcularımızın havalimanına gelirken beraberlerinde silah getirmemelerine önemle hatırlatmak isteriz.
Fotoğrafları dün çektim üstlerinde küçültme işleminden başka manipulasyon işlemi yapılmamıştır.Exif bilgilerini resim üzerinde sağ tuş image properties yaparak öğrenebilirsiniz.
Herşey bundan 2 hafta önce başladı, ilk önce biraz halsizlik vardı tabi evde tek başına kalınca akşamları işten dönerken insanın bakkaldan ekmek alcak hali bile olmuo ve akşam yemeği olarak mısır gevreği yiyordum neyse bir gün işe gitmedim halsizlikten dolayı eve kebap ısmarladım şişene kadar yedim ondan sonra haftasonuna kadar gayet iyiydim.Haftasonu cumartesi öğle yemeğinde aşağıda fotoğrafını koyduğum menü(leri)yü yedim, Burger King saolsun kampanya başlatmış 2 menü birden çok ucuz fiyata ama bir king size whopper kadar doyurmuyor gibi geldi bana öğlen yemeğini yedik akşama kadar çalıştık ondan sonra Bakırköye gittik ordada balık-kalamar filan yedik, akşam saat 00:00 civarı eve vardım hemen yattım ondan sonra pazar sabahı erkenden kalkıp ofise notebookumu almaya gittim orda hiç bişe yemeden saat 14 civarı eve dönüp bir bardak suyla bir bardak süt içip üstümü değiştirip doğrudan İzmite alışveriş yapmaya gittim ordada hiçbişe yemeden saat 18e kadar işlerimi halledip akşam eve döndüm hala dinç ve enerjiktim(ya da öle sanıodum) neyse bu kadar gezmenin tozmanın ardından 2 gün geçince ağır bir hastalık baş gösterdi bende bu hastalık 1 gün sürdü ama başka bir hastalığın nedeni oldu yirmilik dişlerimin damağımı zorlamasına neden oldu(vücudu yorgun düşüren hastalıklar yirmilik dişlerin harekete geçmesine neden olurmuş) ilk gün damağımda ve dişlerimde hiçbir şey hissetmedim sadece burun akıntısı vardı ertesi gün boğazımda şişlik ve yutkunma problemi ortaya çıktı ve o gece damağımda ağrı başladı fakat önemli bişe değildi önemli olan kalbimin atma şiddetiydi, nefes almamı ve uyumamı imkansız hale getircek derecedeydi.Bütün gece boyunca yarım saat uyuyup 2 saat uyanık kaldım normalde çok kolay uyuyan bir insanımdır beni okulda görenler bilir bunu, tansiyonumu ölçtüğümde(elektronik aletle) 16-11-120+ çıktı normalde 10-7-80 civarı olurdu sabah olduğunda aileme söledim durumumun pek iyi olmadığını çünkü ben hasta olunca dışarıya hiç belli etmem diğer pek çok şeyde yaptığım gibi 19 yıllık ailem bile hala hasta olduğum zaman farkedemezler neyse Gebzedeki Yüzyıl hastanesinin acil servisine gittik orda karizmatik ve sempatik doktor Murat Bey benimle ilgilendi sanırım beyin cerrahıymış tek sorun beni 24 yaşında zannetmesiydi, ailede kalp hastalığı olan olup olmadığını sordu benim ailemde 60ını görebilen erkek yok hepside kalpten gidiyor bunun üstüne kadınlarda ortalama 90a kadar yaşıyor hemde ne kadar hasta olurlarsa olsunlar fakat erkekler hiç kronik rahatsızlıkları olmadan birden gidiyorlar.Damardan 2 tane ilaç yedim harika birşeydi anında tansiyonumu ve ateşimi düşürdü, ilaç vermeden önce bide kardiyoma baktılar kalp atışım 127bpm(beat per minute) çıktı normalde 100den fazlası tehlikeli oluyor, doktor bey kardiyoma bakınca kalp kapakçığıyla ilgili sorun olabilir, hemen bir kalp doktoruna baktırın dedi.Yirmilik dişlerim enfeksiyona neden olmuş buda faranjite dönüşmüş hastalığımın nedeni sanırım buydu ama yüksek tansiyon berbat birşey Allah kimseye yaşatmasın bana ilk defa oldu bir daha olmaz inşallah.Allaha şükür şu anda pek birşeyim kalmadı.Aslında gayet dirençli ve sağlam bir bünyem vardır bunlardan çok daha ağırını çok daha hafif şekilde atlatırdım genelde ama bence bunların nedeni nazar değmesiydi son haftalarda insanların bana bakışı baya değişti sanırım.
Choose life. choose a job. choose a career. choose a family. choose a ***ing big television. choose washing machines, cars, compact disc players and electrical tin openers. choose good health, low cholesterol, and dental insurance. choose fixed interest mortgage repayments. choose a starter home. choose your friends. choose leisurewear and matching fabrics. choose diy and wondering who the *** you are on a sunday morning. choose sitting on that couch watching mind-numbing, spirit crushing game shows, stuffing junk food into your mouth. choose rotting away at the end of it all, pishing your last in a miserable home, nothing more than an embarrassment to the selfish, ***ed up brats you spawned to replace yourself. choose a future. choose life... but why would i want to do a thing like that?