25 Şubat 2008 Pazartesi

25 ŞUBAT 1992 HOCALI KATLİAMI - The Khojaly Massacre

HOCALI KATLİAMI

1991 yılında Azerbaycan Parlamentosu’nun halktan gelen baskılar karşısında Dağlık Karabağ’ın özerk bölge statüsünü ilga etmesine karşılık Dağlık Karabağ Parlamentosu bir referandum düzenleyerek cevap vermiştir. Çoğunluğu Ermenilerin oluşturduğu bölgede referandum sonucunda Dağlık Karabağ Parlamentosu bağımsızlığını ilan etmiştir. 1992’de Sovyet birlikleri de bölgeden çekilmiştir.

Hocalı’da gerçekleştirilen katliama giden süreçte, Ermenileri Rusların desteklediği yönünde ciddi bulgular bulunmaktadır. Ermeni gönüllülerden oluşan silahlı gruplar Karabağ’a yerleştirilmiştir. Ardından Gorbaçov, 25 Temmuz 1990’da yayımladığı bir kanun ile SSR (Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti) kanunları dahilinde olmayan silahlı grupların kurulmasını yasaklamış ve kanunsuz olarak saklanan silahlara el konulmasını sağlamıştır. Bu kanunla birlikte Azerbaycan’ın bütün bölgelerinde av silahları da dahil olmak üzere silahlar toplanmış, Dağlık Karabağ’da ise bu görev Rus askerleri tarafından yerine getirilmiştir. 1990 yılının Ağustos ve Eylül aylarında Ermeniler saldırılarını doğrudan Azerilere yöneltmeye başlamışlar, otobüs baskınları, yol kesme gibi terör eylemlerine kalkışmışlardır. 1990 yılı başlarında yaklaşık 186 bin Azeri, Ermenistan’dan Azerbaycan’a gitmeye zorlanmıştır. Ekim 1991’de ilk Azeri köyü Ermenilerce ele geçirilmiştir. Hocalı Katliamı, Rus askerlerinin desteğiyle 25–26 Şubat 1992’de Hocalı’ya ulaşan Ermeni kuvvetlerince gerçekleştirilmiştir. Rusya olaylarla ilgisinin olmadığını iddia etse de, Rus ordusuna ait 366. alayın 1991’in sonbaharından beri Ermenilerin safında savaştığı, alaydan kaçan dört askerce doğrulanmıştır.


10 bin nüfuslu Hocalı’da olaylar sırasında yaklaşık 3.000 Azeri bulunmaktaydı. Saldırıda ölenler hakkında verilen resmi rakam 613 kişi olmakla birlikte, katledilen toplam Azeri sayısının 1.300 kişi olduğu söylenmektedir. Saldırılar sırasında Hocalı’da yaşayan Ahıska Türkleri de evlerinde yakılarak öldürülmüştür. Kadın, çocuk ve yaşlılar da dahil olmak üzere siviller katledilmiştir. Katliamın ilk gecesinde sekiz aile bütün fertleriyle öldürülmüş, 700’den fazla çocuk anne ya da babasını kaybetmiştir. Yaralılar ise 1.000’in üzerindedir. Katliama tanık olan bir gazeteci, yaşananları şu şekilde aktarmaktadır:

“Dağlık Karabağ’ın Hocalı kentinin düşüşünü bir gün boyunca yaşadım. Görüntülerle belgeledim ve video çekimleriyle bir günde 1.300 Azerbaycan Türk’ünün Ermeni çetecilerce öldürülüşünü bütün dünyaya duyurdum. Hocalı katliamı anlatılamaz bir vahşetti. Azerbaycan yönetimi ve Cumhurbaşkanı Ayaz Mütellibov, olayı dört gün boyunca kamuoyundan gizlemeye çalıştılar. Bütün Azerbaycan şok olmuştu. Ermeni bıçaklarından, kurşunlarından kurtulmayı başaranlar; kadınlar, çocuklar, ihtiyarlar karlı dağlarda tipi altında Agdam’a gelmeyi başardıklarında çoğunun ayakları donmuştu. Bazılarının ayakları ise kangrenden dolayı kesilmişti. Ermeniler vahşetin her türlüsünü sanki ibret olsun, örnek olsun diye yapmışlardı. İhtiyar dedelerin, yaşlı anaların yüzleri jiletlerle doğranmış, genç kadınların göğüsleri peynir gibi kesilmiş, bebeklerin kafa derileri yüzülmüştü. Hocalı ile Agdam arasındaki 12 kilometrelik orman boyunca cesetler dizilmişti.”

Gelişmelere seyirci kalan BM ve Batılı devletler, Ermenilerin yaptıkları katliamlara ve işgal hareketlerine ciddi bir tepki göstermemişlerdir. Ermenilerin Mayıs 1992’de Nahçıvan’a saldırmalarından sonra Türkiye 1921 Kars Anlaşması çerçevesinde bölgeyi korumak için askerî müdahalede bulunabileceğini açıklamıştır. Uluslararası toplum, ancak Ermenilerin nüfusu 60 binden fazla olan Kelbecer’e saldırmasıyla harekete geçti. BMGK, 822 sayılı kararı ile Ermeni kuvvetlerinin işgal altındaki topraklardan çekilmesini istedi, ancak bu sonuç vermedi. Kararın ardından AGİT bünyesinde arabuluculuk çalışmaları başlatıldı.

1994 yılında iki taraf arasında ateşkes ilan edilmiştir. Savaş sonrası çözüme kavuşturulamayan bir diğer sorun da, ülke içerisinde yerinden edilen ya da sığınmacı durumuna düşen bir milyon civarı Azeri’dir. Bunların büyük bir çoğunluğu Azerbaycan sınırları dahilinde yaşamaktadırlar. Azerbaycan nüfusunun %10’undan fazlası ülke içinde yerinden edilmiş sığınmacılardan oluşmaktadır ki bu, kişi başına dünyada yerinden edilmiş en büyük nüfus hareketlerinden biri anlamına gelmektedir. Bu insanlar hâlâ Ermenilerce işgal edilen topraklarda bulunan evlerine geri dönmeyi beklemektedirler. Azerbaycan Cumhuriyeti’nde yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalan veya başka ülkelerden Azerbaycan’a gelen Azerbaycan vatandaşları, Azerbaycan hükümeti tarafından “göçkün” olarak adlandırılmaktadır. Sorunlarına hâlâ kalıcı çözümler bulunamayan göçkünler; mesken, iş, yiyecek, sağlık, eğitim ve can güvenliği gibi birçok sorunla karşı karşıyadırlar. Bu kişiler Bakü ve çevresinde, zor koşullar altında çadırlarda, barakalarda, okul ve yurtlarda, pansiyonlarda, dükkanlarda, yük vagonlarında, hatta yol kenarlarında yaşam mücadelesi vermektedirler.


Bir gecede yok olan köy

25 Şubat'ı 26 Şubat'a bağlayan gece, bundan sadece 16 yıl önce bir köy yok oldu. O gece bebekler bile öldürüldü.

Azerbaycan'in Yukarı Karabağ bölgesindeki Hocalı kentinde 26 Şubat 1992'de 613 yaşlı, kadın ve çocuk, Ermeniler tarafından katledilmişti. Katledilenlerden 83'ü çocuk yaştaydı.

Hocalı'nın işgali sonucunda sivil ve silahsız Azerbaycan Türklerinin çocuk, kadın, ihtiyar ve genç ayrımı yapılmadan, Ermeniler tarafindan öldürülmüştü. Olayın üzerinden 16 yıl geçmesine rağmen konuyla ilgili üzerine büyük sorumluluklar düşen Birleşmis Milletler ve diğer uluslararası kuruluşlar henüz gerekeni yapmadılar.

Azerbaycan Eğitim Bakanliığı Izmir Eğitim Temsilcisi Cavit Aliyev ise dün yaptığı konuşmada “Türkiye Cumhuriyeti'ni 'sözde Ermeni soykırımı' yapmakla suçlayanlar, maalesef Ermenilerin Anadolu'da ve Azerbaycan'da yaptıklarını görmezden gelmektedir” dedi.

Hocalı Katliamını Dağlık Karabağ'ın işgalinden bu yana cereyan eden en kapsamlı sivil kırımı olarak nitelendiriliyor. Azeri kayıplarının sayısı üzerinde tartışmalar devam etmekteyse de, 400 ila 1000 arasında oldukları genel kabul görmektedir. Azerbaycan resmi kaynaklarının bildirdiği resmi rakam 613 sivil. Bunların 106'sı kadın ve 83'ü çocuk.

10 bin nüfuslu Hocalı’da olaylar sırasında yaklaşık 3 bin Azeri bulunduğu belirtiliyor. Saldırıda ölenler hakkında verilen resmi rakam 613 kişi olmakla birlikte, katledilen toplam Azeri sayısının 1.300 kişi olduğu söyleniyor. Saldırılar sırasında Hocalı’da yaşayan Ahıska Türklerinin de evlerinde yakılarak öldürüldükleri söyleniyor. Katliamın ilk gecesinde sekiz aile bütün fertleriyle öldürülmüş, 700’den fazla çocuk anne ya da babasını kaybetmiştir.

Ermenilerin Mayıs 1992’de Nahçıvan’a saldırmalarından sonra Türkiye 1921 Kars Anlaşması çerçevesinde bölgeyi korumak için askeri müdahalede bulunabileceğini açıklamıştı. Uluslararası toplum, ancak Ermenilerin nüfusu 60 binden fazla olan Kelbecer’e saldırmasıyla harekete geçti. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 822 sayılı kararı ile Ermeni kuvvetlerinin işgal altındaki topraklardan çekilmesini istedi, ancak bu sonuç vermedi. Kararın ardından AGİT bünyesinde arabuluculuk çalışmaları başlatıldı.

Geçen hafta Ermenistan'da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden zaferle çıkan Serj Sarkisyan'ın da Hocalı katliamınında rol aldığı belirtiliyor.















































Belki fotoğraflara baktığınızda bu katliamın uzun zaman önce yapıldığı izlemine kapılabilirsiniz ama daha 16 sene önce oldu bu olay ve o fotoğraflardakiler bizim ailelerimiz olabilirdi.


Khojaly Massacre by Armenian Terrorists (Bu videoda yaşananlar çok daha iyi bir şekilde anlatılmış)



Arenada yayınlanan video kayıtları mutlaka izleyin...




http://www.khojaly.net/index.html
http://en.wikipedia.org/wiki/Khojaly_Massacre
http://www.karabakh.gen.az
http://www.karabakh.co.uk

23 Şubat 2008 Cumartesi

HOTEL RWANDA




29 Şubat cuma günü saat 21:00 da TRT1 ekranlarında.Tamamen gerçek bir yaşam öyküsü, tereddüt etmeden izlediğim en iyi film diyebilirim.

Temmuz ayında incelemesini bloguma eklemiştim:
http://mmcakir.blogspot.com/2007/07/hotel-rwanda.html


Bir insanlık dramı…

Tüyler ürperten bir tarihi gerçeğe ışık tutan “Otel Ruanda”, Ruanda’daki soykırımda yaşanan sıradışı bir insanlık öyküsünü sergiliyor. İngiliz yönetmen Terry George tarafından beyazperdeye aktarılan film, iç savaş ortamında kaçıp kendilerini kurtarmaya çalışan Tutsi ve Hutu halklarına, çalıştığı otelin kapılarını açan Paul Rusesabagina’nın gerçek hikayesini anlatıyor. Mükemmel bir oyunculuk göstererek Oscar’a aday gösterilen Don Cheadle’ın yanı sıra, Sophie Okonedo, Nick Nolte ve Joaquin Phoenix rol aldığı filmin sahnelerinin bir kısmı Ruanda’nın başkenti Kigali başta olmak üzere Güney Afrika’da çekilmiş. “En İyi Özgün Senaryo”, “En İyi Erkek Oyuncu” ve “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” dallarında Oscar’a aday gösterilen, “Otel Raunda”, Toronto Film Festivali’nde Seyirci Ödülü’nü kazanırken, National Board of Review tarafından ‘yılın en iyi on filminden biri’ olarak seçilmişti.

İstanbul Keyif Haritası





Harita, 17-24 Mayıs tarihleri arası dağıtılacak ve İstanbul'un en keyifli mekanlarını gösterecek.

Yaşamak istediğim şehir... - San Francisco -















Heart and souls, Just like heaven ve The Pursuit of Happyness filmlerini izlemenizi tavsiye ederim.



20 Şubat 2008 Çarşamba

Kendinize Güvenmenin 14 Yolu!

Özgüven önemli bir kişisel özellik; yaşamla baş etmemizi ve sorunlarla gerçekçi bir şekilde mücadele etmemizi sağlayan ve zorluklara dayanmamızı kolaylaştıran... Peki insana güç veren, enerjisini artıran ve daha fazla çaba göstermeye özendiren özgüven nasıl kazanılır? İşte 14 kolay adım:

1. Önce bütün olumsuz tecrübeleri unutun. Durup dururken güveniniz yitirmeniz, basarisizlik duygusunu yasamanız bundan olabilir. O yüzden ilk adim olarak geçmişteki bütün kötü deneyimleri yok edin. Beyninizden silin gitsin!

2. Kendinizle iletişiminiz çok önemli. "Sen bunu yeneceksin" gibi cümleler kurmayın. Yani kendinize iç sesinizle "sen" diyorsanız bu sorundur. İlk olarak kendinizle "iletişim”e gecik, "ben bunu yaparım" seklinde cümlelerle ise başlayın.

3. Erteleme olayına bir son verin. Bir şeyi sonlandırmayıp, yarim bırakma, basarili olamama korkusuna dayanabilir. "Su an" yapacağınız ne varsa "hemen simdi" yapın. Bir not edin bakalım, "yarim" bıraktığınız isler çok fazla mi? Onları tamamlamak güven duygunuzu rehabilite edecektir. çok basit şeylerde bile bunu uygulayın. Sacınızı kestirmeyi ne zamandır erteliyor musunuz. Hemen gidin kestirin mesela..

4. Kesin olarak istediğiniz şeyin ne olduğunu düşünün. Tam olarak neyi, ne kadar, nerede ve nasıl elde etmek istiyorsunuz? Bunu dakikalarca düşünüp, o çok istediğiniz şeye odaklanın. Adrenalinizin arttığını, istediğiniz şeye kavuşmayı "düşünmenin" sizi pozitif bir ruh haline soktuğunu göreceksiniz.

5. Kötü tecrübeleri beyninizin bilgisayarını çöp kutusuna atıp, silmiştiniz ya. Eh simdi, arkadaşlarınızla beraberken biraz sikiliyorsunuz değil mi? Onlara hep "dertlerinizden" söz ederdiniz hani! Canim, biraz düşünün, sizin hiç basariniz olmadı mi geçmişte. Dost sohbetlerinde arada sırada bu başarılarınızdan da söz edin.. Anlatırken bunu nasıl yaptığınızı yeniden hatırlayacaksınız. Belki de bu yöntem, başka ulaşmak istediğiniz idealleriniz için de ise yarar!

6. Çevrenizi iyi gözlemlediniz mi? Basarili ve mutlu insanlar genellikle "Çözüm"e odaklıdır. Bu insanlar yüzde 20 problemlere, yüzde 80 çözümlere odaklanır. Bazı sorunlar aslında sizin "büyüttüğünüz" kadar değil. Siz ona "odaklandıkça" o büyüyor, büyüyor ve çözülmez bir hale geliyor. Bu sorunlarda çıkmaza girdiğinizde bir "örnek" bulun. Yari sorunu çözmüş bir insan örneği. O, nasıl çözdü? Tamamen bu yönteme odaklayın kendinizi.

7. Enerjinizi çoğaltın. Çünkü enerji bize sadece fiziksel güç olarak gerekli değildir. Duyu organlarımız da enerji ile çalışır. Bu enerji sesinize, bakışınıza, görünüşünüze etki eder. Spor yaptığınızda seremonin ve endorfin hormanlari artacak. Bu iletişimde çok önemli; Bakışlarınız da bu hormonların etkisiyle karsı tarafa daha kolay "olumlu" mesajlar göndermenizi sağlayacak. Kendinizi "iyi" hissetmek, güne gülümseyebilmek için spor çok önemli. Unutmayın, egzersizden uzak kaldığınızda, adeta benzinsiz bir araba gibisiniz!

8. Telkin çok önemli. Her ne istiyorsanız onu olmuş gibi hayal edin: Alt bilinciniz sadece şimdiki zamanı bilir. O yüzden gelecek zamanlı cümleler kurmayın. Örneğin, "zayıflayacağım" derseniz asla zayıflayamazsınız. Belirsiz bir gelecek yerine, "su anda yapıyorum" deyin.. Bu mesajı yolladığınızda, alt bilinciniz sizi o amaç için bazı tutumlara davet edecektir. Siz farkında bile olmadan... Enerjiniz çoğalacak, yavaş yavaş zayıflama isteği artacaktır.

9. Aman, renkler çok önemli. Giysilerde renk tonajlarına dikkat edin. Seçtiğiniz her renk sizi anlatıyor çünkü. Canlı renkler mutluluk ve neşeyi koyu renkler ise ciddiyeti temsil ediyor. Bu tarz olarak size en yakışanı secin. Bu giysileriniz canlı renklere sahipse güveninizin kendiliğinden geliştiğini göreceksiniz. (Tabii yerine göre.. Bir is toplantısına da pırıl pırıl renklerle gidilmez elbette.) Su acık ki, asil olarak “ten giysiniz”, yani solgun olmayan bir cilt, parıltılı bakışlar giysilerden daha da önemlidir. Olumlu düşündükçe farklı bir ten renginin ve bakışların sizde oturduğunu fark edeceksiniz.

10. “Evet” ve “hayır”lara dikkat. Hicrimse size istemediğiniz bir şeyi yaptıramaz. Bazı insanlara da hayır demeyi öğrenin. Hoşlanmadığınız bir mekana sizi götürmek isteyen arkadaşınıza karsı rahatlıkla " hayır" kelimesini kullanın. Birlikte keyif alacağınız mekanları seçecek arkadasınız mutlaka vardır. Sizi rahatsız eden, olumsuz ruh halinizi çoğaltan insanlarla ilişkinizi de gözden geçirin. Sizi üzen bir insanla yola devam etmek sizden sürekli götürecektir.

11. Geleceği "belirsiz" bırakmayın. Planlayın. O gerçekleştiğinde neler hissedersiniz, sürekli bunu düşünün. Artık o ideale, o "plan"a nasıl ulaşacağınızı düşünün ve kendinizi orada hayal edin sık sık. Örneğin işyerinizde “şef” mi olmak istiyorsunuz? Sürekli bunu nasıl gerçekleştireceğinizi düşünmenin ve bu anlamda somut olarak neler yapabileceğinizin ötesinde, o görevi "hayal" edin. Kendiniz orada, bir toplantıda iken hayal kurun örneğin. Hayaliniz güçlendikçe, tutumlarınız da değişecektir. Örneğin, o iste şef olmak için önce dil mi bilmeniz gerekiyor. farkında olmadan ayaklarınız sizi bir bir hafta sonu kursuna doğru götürecektir.

12. Geleceği planlamak kendinize güveni, kendinize güvenmek de size bazı “formüller” de getirecektir. Örneğin zayıflamak istiyorsunuz ama neden şişmanladığınızın "formülü"nü dikkate almıyorsunuz. İste olumlu bir şekilde başarıya odakladığınızda beyniniz, size "neden şişmanladığınızı da anımsatacak. Ve sizi kilo almaya götüren nedenleri de hayatınızdan kaldırmak üzere planlar yapıyor olarak bulacaksınız kendinizi..

13. Bir de, “olumlu” anlam içeren kelimelere dikkat edin. Olumsuz olarak beyninize yerleştirdiğiniz cümleler size baskı yapar. Orada "beslenir" ve daha güçlü olarak geri dönebilir". Bir örnek vermek gerekirse, "asla televizyon seyretmiyorum" demeyin. Beyniniz sizi daha istekli olarak TV seyretmeye zorlar. İnsanların "kötülükleriyle" uğraştığınızda da ters tepki verir. Kötü bir kelimeyi kullandığınızda ona yüklediğiniz anlamı bilincinize çağırırsınız! Bu kelimeyi çok sik hatırlamaya baslarsınız. Hatta yıllar sonra o eylemin içinde bile görebilirsiniz kendinizi. O nedenle "olumsuz" herhangi bir kelimeyi (Her ne olursa olsun) beyinize yerleştirmemeye özen gösterin.

14. Hayatinizi yönlendirin. Ne eksikse yaşamınızda ona katalize olun. Sevgi mi yok, sevgi birlikteliğine katalize olun. O boşluğu bir sevgili dolduracaksa, yani ona gereksinimiz varsa bunu planlayın. Bir takım duygusal boşlukların yerini başka şeylerle kapatmayın. Zaten olumluya ve başarıya katalize olmuş bir ruh hali, başka arayışlarınıza çözüm bulmak üzere de konumlanacaktır. Basari ve sevgiyle birlikte donanmış benliğiniz, size enerjiyi ve mutluluğu da çağıracaktır.

18 Şubat 2008 Pazartesi

NBA All-star Saturday Night 2008



Şimdiye kadar izlediğim en iyi All-star Saturday Night idi.Üçlük ve yetenek yarışmasında All-star rekorları kırıldı ama asıl inanılmaz olan 2,10m lik boyuyla ve sanırım omuz genişliği 1 metre kadar vardır:) "Dwight Howard"ın inanılmaz slamdunk gösterisiydi.

Ayrıca Jamario Moona yazık oldu slamdunkta finale kalmalıydı özellikle 360 derece dönerek tek elle bastığı smaç mükemmeldi ama onun yerine yarışmanın başından beri gerizakalı triplere giren Gerald Green denen dallama finallere kaldı ve gerizekalı triplere girmekte yarışmanın son saniyesine kadar ısrar etti dallama



17 Şubat 2008 Pazar

Oldboy



Mükemmel ötesi senaryo,
mükemmel ötesi kurgu,
mükemmel ötesi oyunculuk,
mükemmel ötesi ince mesajlar,
mükemmel ötesi felsefi monologlar,
mükemmel ötesi flashbackler,
mükemmel ötesi salt kötülük,
mükemmel ötesi intikam,
mükemmel ötesi kamera açıları,
mükemmel ötesi sahne geçişleri,
mükemmel ötesi müzikler,
mükemmel ötesi rahatsız edici görüntüler,
mükemmel ötesi ve insanı kendinden bile soğutacak son 20 dakikaya sahip bu kadar mükemmel ötesi şeyin mükemmel ötesi uyumundan ortaya çıkan mükemmel ötesi bir 2003 Güney Kore yapımı sanat eseri.

IMDB Top 250 de 112 sırada olması bana göre filmin hakkı değil tabi Hollywood yapımı olsa belki ilk 10da yer alırdı ama Hollywooddan böyle sağlam filmler çıkmıyor malesef onlar ancak Uzakdoğu filmlerini kopya etmekten anlarlar(Ör:Internal Affairs => Departed)

Oldboy, Cannes film festivali juri büyük ödülünün yanı sıra 15 farklı ödül daha almış.

Gelelim filmin konusuna, filmin başında ana karakter olan Oh Dae-su birden bire ortadan kayboluyor ve 15 yıl boyunca içinde televizyonda bulunan bir odada hapsediliyor.15 yıl sonunda kaçırıldığı yerin yakınındaki bir apartmanın tepesinde bir bavulun içinde buluyor kendini ve olaylar gelişiyor.Oh Dae-su kimin ve neden onu 15 yıl boyunca hapsettiğini öğrenmeye çalışıyor ama aslında yanlış şeyi arıyor asıl sorması gereken soru kimin ve neden onu 15 yıl sonra özgür bıraktığıdır.Ayrıca filmin adında bir şifre gizli filmin finaliyle ilgili bir şifre bu.

Film gerçekten rahatsız edici zaten film bittikten şöle bi 1 saat boyunca ağzınızı kapatamıyorsunuz birkaç günde etkisinden çıkamıyorsunuz.Yanlış anlaşılmasın filmin rahatsız ediciliği filmdeki iki adet çekiçle diş sökme ve bir adet dil kesme sahneleri değil filmdeki psikolojik şiddet o kadar had safhadaki fiziksel şiddetten pek rahatsız olmuyorsunuz filmin sonunda artık herşeyi sorgulamaya başlıyorsunuz çünkü filmin sonundaki gerçek sizi insanlığınızdan utandıracak derecede mide bulandırıcı.

Filmi mutlaka yalnız izlemenizi öneririm hem filmdeki ince mesajlar ve detayları yakalamak açısından hem de filmdeki rahatsız edici görüntülerden dolayı özellikle aile ortamında kesinlikle izlenmemesi gereken bir film çünkü sizi kendinizden bile soğutuyor.

Filmin tek sevmediğim noktası Oh Dae-su'nun özgür bırakıldığı tarihin 1 Temmuz, gerçeği bulması için verilen son günün 5 Temmuz olması yani film 1 ile 5 Temmuz arasında geçiyor sanki başka tarih bulamamışlar gibi aslında filmin içinde bununda bağlandığı biryer var ama neyse daha fazla anlatmayayım.

Son olarak, filmi izledikten sonra kamyon çarpmışa döneceksiniz ve şimdiye kadar izlediğim şeyler filmiydi diceksiniz diyorum bu kadar bilgi yeter saat 04:00 oldu Allstar saturday night başlıcak birazdan onu izlicem.

Filmden replikler:

"Ben bir hayvandan daha da kötü olsam bile yaşamaya hakkım yok mu?"

"İster kum taneciği ya da kaya olsun suda aynı şekilde batarlar"

"Küçük manolyam" - Bu sözcük filmin başında ve sonunda birer kere aynı kişi tarafından söyleniyor ama arada çok büyük bir fark var dikkatli izleyenler bunu yakalabilir.

"Gülerseniz dünyada sizinle güler, ağlarsanız yalnız başına ağlarsınız."

"hayalin senin en büyük düşmanındır..hayalin olmadığı zaman en cesur sen olursun.."




Fragman:



Oldboy: The Last Waltz

The Lake House



Geçen sene elime geçmişti bu film.İlk elime geçtiğinde şöle birkaç saniye nasıl bişe diye atlatarak bakmıştım filme ve yavaş akan klasik romantik film sanmıştım ama haftaiçi okulda sıkıldığım zaman bir izliyeyim dedim ve gerçekten şaşırdım çünkü bildiğimiz aşk filmlerinden değildi Lake House adamlar resmen Quantum fiziği, paralel evren ve solucan deliği olaylarına girmişler ama film gerçekten can sıkıcı derecede yavaş akıyor bayıyo insanı...

Fragman:

Badem & Özlem Tekin - Kalpsiz



Harika şarkı...

bir adım önüm
sensiz gözükmüyor
kalbimdeki düğüm
sensiz çözülmüyor

...

korktum aramaktan
başkası çıkar diye
hep tanrıya sordum
sen iyi misin diye

Harika sözler...

Feridun Düzağaç - Söz Ver

Emre Aydın - Belki Bir Gün Özlersin

14 Şubat 2008 Perşembe

Özlediğim Yüz

Sevgilim nerede merak ediyorum

Gece giderek ıssızlaşıyor

Gözlerimizle konuştuğumuz sözcükler

Ellerimizle de hissedilebilir

Pek çok geceler geçti

Sana olan duygularım hala değişmedi

Gözyaşları sel oldu aktı gözlerimden

Ama hala özlediğim bir yüz var

8 Şubat 2008 Cuma

Buna yaşamak denirse...

Tam göğsünüzün ortasında bir yeriniz acıyacak...
Evinizin sizi içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksiniz...
Sokağa fırlayacaksınız... Sokaklar da dar gelecek...
Tıpkı vücudunuzun yüreğinize dar geldiği gibi...
Ne denizin mavisi açacak içinizi, ne pırıl pırıl gökyüzü...
Kendinizi taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksiniz...
Birileri size bir şeyler anlatacak durmadan...
"Önemli olan sağlık." "Yaşamak güzel." "Boşver, her şey unutulur." Siz hiçbirini duymayacaksınız...
Gözyaşlarınızdan etrafı göremez hale geleceksiniz.
Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksiniz...
Hep ondan bahsetmek isteyeceksiniz...
"Ölüme çare bulundu" ya da "Yarın kıyamet kopacakmış" deseler başınızı kaldırıp "Ne dedin?" diye sormayacaksınız...
Yalnız kalmak isteyeceksiniz... Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak...
İkisi de yetmeyecek. Geçmişi düşüneceksiniz... Neredeyse dakika dakika.
Onunla geçtiğiniz yerlerden geçmek isteyeceksiniz... Gittiğiniz yerlere gitmek...
Bu size hiç iyi gelmeyecek... Ama bile bile yapacaksınız.
Biri size içinizdeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksınız...
Aslında kurtulmak istediğiniz halde, o acıyı yaşamak için direneceksiniz.
Hayatınızın geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksiniz...
Aksini iddia edenlerden nefret edeceksiniz... Herkesi ona benzetip... Kimseyi onun yerine koyamayacaksınız...
Hiçbir şey oyalamayacak sizi... İlaçlara sığınacaksınız...
Birkaç saat kafanızı bulandıran ama asla onu unutturmayan...
Sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren...
Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek...
Boğazınız düğümlenecek, dinleyemeyeceksiniz...
Uyumak zor, uyanmak kolay olacak... Sabahı iple çekeceksiniz...
Bazen de "Hiç güneş doğmasa" diyeceksiniz. Ne geceler rahatlatacak sizi ne gündüzler...
Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksiniz... Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önünüze çıkana sarılmak isteyeceksiniz
Nafile... Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek...
Rüyalar göreceksiniz, gerçek olmasını istediğiniz...
Her sıçrayarak uyandığınızda onun adını söylediğinizi fark edeceksiniz...
Telefonun çalmasını bekleyeceksiniz... Aramayacağını bile bile... Her çaldığında yüreğiniz ağzınıza gelecek...
Ağlamaklı konuşacaksınız arayanlarla... Yüreğiniz burkulacak... Canınız yanacak...
Bir daha sevmemeye yemin edeceksiniz. Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinizden...
Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksınız...
Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğiniz için kendinizden nefret edeceksiniz...
Yaşadığınız şehri terk etmek isteyeceksiniz... Onunla hiçbir anınızın olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek...
Ama bir umut... Onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu...
Bu umut sizi gitmekten alıkoyacak... Gel gitler içinde yaşayacaksınız... Buna yaşamak denirse...

6 Şubat 2008 Çarşamba