31 Mayıs 2008 Cumartesi

Night Rod





Bugün staj işini halletmek için Bobuş arkadaşımla Kadıköy'e gittik, işimizi hallettik görüştük ve anlaştık.Neyse daha sonra naapalım dedik, biraz Kadıköyde takıldıktan sonra Beşiktaş-Ortaköy turu yapalım dedik, aslında hiç aklımızda yoktu ben erkenden eve gelmek istiodum, staj işi hallolsada moralim bozuktu başka birşeyden dolayı.Neyse bindik vapura gittik Beşiktaşa ordanda yürüyerek Ortaköye gideceğiz.Başladık yürümeye Galatasaray Üniversitesi, Kabataş Erkek Lisesi ve Çırağan Sarayının olduğu yolda.Her tarafta tabi süper lüks arabalar ve motorlar var.Yürürken Bobuş bak ne gelio dedi arkamı dönmemle Harley Davidsonun en sevdiğim modellerinden biri olan birinci resimdeki Night Rod geçti mükemmel bir sesi ve havası vardı.Aynen yürümeye devam ediyoruz bu sefer ikinci resimdeki Harley geçti.Tam Çırağan Sarayının önünden geçiyoruz Bobuş birden "duyuyor musun?" dedi tabi ben duymam mı? dehşet korkunç bir ses gittikçe bize doğru yaklaşıyordu ve yanımızdan 4 chopper'ın geçmesiyle resmen aynı anda hem gök gürledi hemde deprem oldu harika araçlardı hatta bir tanesi düz yol olmasına rağmen yan yatarak gidiyordu nasıl yaptı anlayamadım bu 4 tane chopper geçtikten ve biz salyalarımızı temizledikten sonra yolculuğumuza aynen devam ettik ama o chopperları izlemenin verdiği haz bambaşka birşey.Bu arada 365 gün içinde internetimi kesmek için 31 mayısı seçen TTnete sevgi ve saygılarımı iletiyorum.

30 Mayıs 2008 Cuma

Scrubs



IMDBden aldığı 9.3 puanla gelmiş geçmiş en iyi dizi sanırım.Bencede çekilmiş en iyi dizilerden biri hem güldürüp hem ağlatıp hemde düşündüren bir dizi.Tabi bunda Zach Braff'in payı çok büyük zaten Garden State filmini izleyenler bilir onun tarzını.Özellikle geçen yaz yayınlanan 6. sezon mükemmeldi; hastaneye gelen hastaların herbirinin doktorlardan birine benzemesi ve onları karşılaştırarak analiz edilmesi, küçük bir hatadan dolayı 4 hastanın birden vefat etmesiyle ardından yaşananlar ve en sonunda Elliot evlenmeden önce(evlenmedi) JD'nin yaşadıkları(duşta ağlama sahnesi ve kendini sorgulaması) bence mükemmeldi.Scrubs, Battlestar Galactica ve Nip/Tuck gibi dizilerin yanında Lost, Prison Break ve Heroes dizi bile sayılmaz bence.

88 Minutes




Bu hafta ülkemizde gösterime giriyormuş, ben izleyeli 1 aydan fazla oldu ve bence berbat bir film. Al Pacino 68 yaşına geldi böyle filmlerde oynayarak karizmasını zedelememeli.Filmin tek güzel yanı bence Hollywoodun en çekici aktristlerinden biri olan Alicia Witt'i sık sık görüyor olmamız.

27 Mayıs 2008 Salı

İspanyol Teyze


(fotoğraf işlenmiştir.)

Ahhhhh İspanyol Hanım Teyze, Hayyam'a giden birinin karşısında yapılması gereken en son şeyi yapıp Canon SLR fotoğraf makineni çıkarıp Tele Objektif takıp, AF modunda Tarihi Yarımadayı çektinya içim nasıl eridi.Umarım makinenin başına birşey gelmemiştir fena baktım çünkü.(Unutmuşum Teyze tam makineyi çantasına koyacaktıki lensin güneşliği fırladı ve yere yuvarlandı belkide o kadarlık nazarım değmiştir.)

25 Mayıs 2008 Pazar

STFA Mezunlar Buluşması 2008

Bugün STFA'da mezunlar buluşması vardı, bende görevli olarak gittim.Genel olarak gayet güzel bir gündü, ilk mezunlarla tanıştık, üniversite okuyan abilerimiz ablalarımızla tanıştık, bağlantılar kurduk bu açıdan gayet güzeldi.En baştan anlatmaya başlayayım.Sabah herkesten önce gittik çalınacak müzikleri filan ayarladık bu işlem baya uzun ve zahmetliydi.Saat 13:00 olduktan sonra yavaş yavaş insanlar gelmeye başladı, evlenip yuva kuranlar çocuklarıyla beraber geldi çok hoş bir görüntüydü ayrıca emekli olan hocalarımızdan gelenlerde çoktu.Geçen sene mezun olanlardan makineden 2 kişi gördüm bide bizim sınıftan Yaprak arkadaşım vardı başkada kimseyi görmedim sanırım.Gözlerim 2002'de 12. sınıftan mezun olan Orkan-Metin-Ekrem üçlüsünü aramaya başladı Songül ve Refik Hocamın söylediğine göre şimdiye kadarki en iyi bilgisayar mezunlarıymış zaten Orkan ve Ekrem abi şu an Boğaziçinde okuyor, Metin abide tasarımla uğraşıyor diye biliyorum.Nese Orkan abiyi gördüm hemen tanıdım geldi yanımıza kendisi muhabbet kurdu biz dedik bobuşla seni tanıyoruz, hocalarımız sizden bahsediyor anında muhabbete girdik.Biraz okulda dolaşıp kendisiyle sohbet ettik 2002'de 12. sınıftan mezun olduktan sonra 2 sene haftaiçleri dershaneye gitmiş, liseden mezun olana kadar hiç össye çalışmamış ve 2 sene üst üste çalışarak Boğaziçi Üniversitesine girmeyi başarmış.Ayrıca Orkan Abi yanımıza ilk geldiğinde bana sen hangi yıl mezunusun dedi bende 12yim deyince şaşırdı Bobuşta saolsun atladı hemen çok yaşlı görünüo dimi dedi Orkan Abide o anlama gelen bazı şeyler söledi:D Ama ben kendisi çok sevdim mükemmel bir insan.Daha sonra beraberce Songül Hocanın yanına gittik, Songül Hocanın yanında Orkan Abinin yaşıtları vardı onlarlada tanıştık taa İzmirden gelen bilgisayar programcısı bir ablada vardı, bide makineden mezun bir abi vardı elinde Nikon D200 DSLR makine vardı hayran kaldım ama makinenin sahibi abiyle pek muhabbetimiz olmadı malesef, saolsun makinesiyle bizim fotoğraflarımızı çekti, bizde onun makinesinin fotoğraflarını çektik:D içimden kullanmak için izin istemek geldi ama Nikkor lensiyle beraber 4000 YTLden değerli bir makineyi emanet almaya cesaret edemedim.Genel olarak bizim okuldan mezun olan insanlar toplumda mükemmel bir sosyal statüye sahip çok değerli insanlar ve hepsi biraraya toplanınca mükemmel bir ortam oluşuyor.Göze çarpan birşey daha vardı Boğaziçi Üniversitesinde okuyan veya mezun olan çok kişi vardı.Ayrıca sabah bölümde yalnız kaldığımızda, burada yazdıklarımı okuyan birisi sana abi diyebilir miyim dedi ben o anda cevap vermedim ama burdan söliyeyim hayır deme.Şunu yazmayı unuttum bir ara insanlar tek tek çıkıp eline mikrofonu aldı ve eski anılarını anlatmaya başladılar, çok sıcak bir ortam oluştu o sırada mükemmeldi.Yazımı şu sözle bitirmek istiyorum "STFALI OLMAK AYRICALIKTIR".

Haziranda CNBC-E'de




Haziran ayında cnbc-e'de 2 muhteşem film var biri Donnie Brasco zaten ne olduğu belli bir başyapıt diğeri ise Funny Games, bir Michael Heneke filmi.Bu iki filmide bu aralar bulup izlemeyi düşünüodum cnbc-e reklamlarını görünce beklemeye karar verdim ayrıca Funny Games filminin yeni çekilen U.S versiyonu haftaya ülkemizde gösterime girecek.

Dexter



Başroldeki aktör Six Feet Underdaki eşcinsel karakterinden sonra nasıl bir seri katili canlandırır demiştim kendi kendime ama canlandırdığı karaktere mükemmel uymuş ayrıca dizide şahane olmuş her bakımdan.

24 Mayıs 2008 Cumartesi

STFA'nın Çiçekleri





















Hiçbir fotoğrafta oynama filan yoktur nasıl çektiysem aynen koydum ayrıca bu çiçekler okulumuzun bahçesindeki çiçek türlerinin 1/10'i bile değildir(en sondaki hariç ondan dünyada bi tane var) benim bildiğim en az 5 farklı tür gül var zaten bahçede ama ben sadece bunları çekebildim.

23 Mayıs 2008 Cuma

METEF 2008

Çarşamba günü yani METEF 2008'in açılış günü STFA standında görevliydim, Bobuş arkadaşımla beraber bilgisayar bölümünü temsilen gittik.Bu seneki fuar geçen seneki gibi İzmitte değildi Gebze kapalı spor salonundaydı Kocaeli Belediye Başkanı, Kaymakam filanda geldi açılışa.Neyse ben günün nasıl geçtiğini anlatayım ilk gittik kurduk aletlerimizi filan daha açılış gerçekleşmedi, standlarda sadece 1 öğrenci kalacak diye bir duyuru yaptılar fakat pek kimse dinlemedi, kalabalık hala standlar bizde okul olarak 10 kişi filan vardık.Bir ara standda 2 öğrenci ve ben kaldık, ben bilgisayarın başında oturuyorum üstümde okul formam ve beyaz önlüğüm var ayrıca o sabah yeni traş olmuşum, görevlinin biri geldi ve "Hocam standlarda bir öğrenci bir öğretmen kalacak" dedi ben ii tamam dedim geçiştirdim.Biraz zaman geçtikten sonra başka bir görevli yanıma geldi "Hocam bunları öğrencilerinize verin yakalarına yapıştırsınlar" dedi.Ben güldüm yanımdaki arkadaşlarla beraber ben öğretmen değilim dedim bu sefer.Nese baya zaman geçti standın önünde duruoruz Bobuşla beraber diğer liselerden biri uzaktan kumandalı oldukça geniş ve büyük üstüne yük konacak şekilde tasarlanmış bir araç yapmışlar bu aracı süren arkadaş araçla bana çarptı ben önemli deil deyip kenara çekildim ama bu aracı süren arkadaş "Hocam çok özür dilerim gerçekten bilmeden oldu çok özür dilerim vs..." gibi sözler sarfetti saolsun.Bunada nese akşama doğru Refik Hoca, İlkay Hoca, Bobuş ve ben standın önünde sohbet ediyoruz İlkay Hoca Refik Hocaya benim için senden yaşlı görünüo herkes Hoca sanıo dedi hemde yukarıda yazdığım diyalogları duymamasına rağmen dedi bunu bide üzerine Refik Hoca onayladı bunu, tamam son bir iki ayda biraz kilo almış ve göçmüş olabiliriz bunu kabul ediyorumda bu kadar olduğunu düşünmemiştim.Birde bunların üstüne bu akşam eve gelince beni 1 aydan fazla süredir görmeyen ablam bu çocuğa noolmuş çökmüş dedi ben fazla umursamadım bu akşam çarşıda işim vardı.İşimi halletikten sonra hem konsere uğrar hemde dönüşte koşarım dedim ve çarşıya gittim.Çarşının içinde yaşlı bi amca arkamdan "Delikanlı bir bakar mısın?" dedi bu amcamın bana delikanlı demesi beni gerçekten mutlu etti ve biraz olsun rahatlattı beni umarım gözlerinde bir sorun yoktur amcamın.Akşam oldu hava karardı konserde baya güzeldi çıkan grup beklediğimin çok üstünde bir performans sergiledi fakat ülkemizde berbat bir konser kültürü var oda şudurki; öne çıkan cırtlak kızların çığlık atarak şarkıyı sölemeye çalışması fakat içine etmesi.Konserde bir şarkı çaldılar moralim bozuldu böle sevgilileri filan gördüm sıkıldım çıktım konserden.Evimin civarına yaklaştığımda koşmaya başladım baya koştum buralarda koşmaya uygun birçok yer var Allahtan.Eve geldim hemen duşa girdim çıktığımda saat 11 civarıydı yemek yiyim dedim akıttığım bütün ter damlalarına rağmen yaklaşık 3 ekmeklik döner yapacak kadar tavuk döner yanında hardal soslu göbek salata ve 1 litreye yakın kola içtim, ne mutlu bana herşeye rağmen yaşamak güzel şey:D.Tabi yaşadığımız anın ve sağlığımızın değerini bilmeden açgözlülük yapmakta hiç iyi birşey değil herşeyi dengede tutmak lazım sağlıklı olduktan sonra kılmış tüymüş gibi şeylere takılıp kompleks haline getirirsek daha fazla hastalıktan başka birşeyimiz olmaz.Benim takıldığım asıl şey iş hayatında çok önemli olan ilk izlenim ülkemizde malesef insanlar genel olarak sorgulamadan önyargıyla yaklaşıyor ve hemen kafadan bir karara varıyorlar, sokakta beni gören amcanın beni genç olarak görmesi beni umutlandırdı demekki o kadarda kötü değilmiş durumum dedim belki o görüntüm o güne has birşeydir hem bütün gün ayakta durmuştum hem sabah 5 civarı yatağıma yatmıştım üzerine önceki gün İstanbul Avrupa yakasında gitmediğim yer kalmamıştı yaya olarak.Herşeye rağmen koşabiliyor olmak, koşarken yüzüne çarpan rüzgarı hissetmek günbatımını izleyebiliyor olmak Allah'a inanmak ve şükretmek için yeterli nedenler.

Bu arada bu Pazar günü STFA Anadolu Teknik Lisesi mezunlar günü vardır saat 13:00'da başlayacak bende orada görevli olarak bulunacağım herkesi beklerim ;)

METEF 2007 (Çok güzel bir gündü fotoğrafta bir kişi eksik oda Bobuş arkadaşım o fuardan erken ayrılmak zorunda kaldığı için fotoğraf çekinememişti)

22 Mayıs 2008 Perşembe

İroni


Kardeşim bir pilottu
Gün geldi emir aldı
Topladı çantasını
Uçtu güneye doğru
Fatihti benim kardeşim
Halkımıza toprak gerek
Ve hep hayalimizdir bizim
Ülkeleri fethetmek!
Guadarrama dağlarında şimdi
Kardeşimin fethettigi yer
Uzunlugu bir seksen
Derinligi bir elli!!!!

Bertolt Brecht

19 nolu sone

yalnızca benden kaçma yeter
boş sözler de etsen duymak istiyorum seni
sağır olsan gönlüm sözlerini ister
dilsiz olsan gördüğünü

kör olsan, seni görmek isterdim
sen yanımda yol gösterici oldun:
uzun yolun daha yarısı bile aşılmadı
bir düşün içinde yaşadığımız karanlığı

"bırak beni yaralıyım" desen de boşa
görevden dönülmez, yalnızca ertelenir
başka bir yerde değil, yalnızca "burda"

bilirsin özgür değildir gereksinilen kimse
gönlüm herşeyden önce seni ister
biz de diyebilirim, ben yerine

Bertolt Brecht
Çev: Turgay Fişekçi

Sorular

ne giydiğini yaz bana! sıcak tutuyor mu?
nasıl uyuduğunu yaz bana! yatağın yumuşak mı?
nasıl göründüğünü yaz bana! hep aynı mısın?
neyi özlediğini yaz bana! kolumu mu?

nasılsın, yaz bana! hoş tutuyorlar mı seni?
ne halt yiyorlar yaz bana! cesaretin yetiyor mu?
ne yaptığını yaz bana! yaptığın şey iyi mi?
neyi düşündüğünü yaz bana! beni mi?

elbette sorulardır sana bütün verebildiğim.
ve gelen yanıtları kabullenmeliyim, mecburum buna.
yorgunsan, uzatamam sana elimi.

ya da açsan seni besleyemem
sanki yaşamamışım bu dünyada, hiç yokmuşum.
unutmuşum sanki seni.

Bertolt Brecht(savaşta olan eşine)

Asker Eşinin Öyküsü ( Ballad of the soldiers wife )



Bugün Altan Hoca, Coldplay coverını dinletti onu daha çok beğenmiştim ama hiçbir yerde videosu yok onun için PJ Harvey versiyonunu koydum.En son aldığı ölüm haberine kadar, savaşa giden eşinin gönderdiği mektuplarla ve her gittiği yerden gönderdiği küçük hediyelerle avunan bir kadının ağzından yazılmış güzelim şiirin adı.

Türkçe sözleri:

ya sonra ne aldı askerin karısı
yaldızlı başkent prag'dan?
papuçlar aldı prag'dan, yüksek ökçeli.
selamlar geldi ona ve sağlık haberleri,
yüksek ökçeli papuçlar geldi prag'dan ona.

ya sonra ne aldı askerin karısı
oslo'dan, skandinavya'daki?
bir kürk aldı oslo'dan, küçük bir kürk,
bu küçük kürk, belki beğenirler beni, dedi,
ta norveç'ten, oslo'dan geldi ona.

ya sonra ne aldı askerin karısı
varlıklı hollanda'nın rotterdam'ından?
ordan bir şapka aldı o,
bir yaraştı şapka ona, bir yaraştı.
bir şipşirin hollandalı şapka
ta rotterdam'dan geldi ona.

ya sonra ne aldı askerin karısı
belçika'nın brüksel'inden?
aldı brüksel'den ince danteller.
ne mutluluktu bu, ne mutluluktu,
ta belçika'lardan danteller geldi ona.

ya sonra ne aldı askerin karısı
ışıklar şehri canım paris'ten?
bütün şehirlerde dillere destan olan
ipekli bir elbise geldi paris modası,
ışıklar şehrinden bir elbise geldi ona.

ya sonra ne aldı askerin karısı
bükreş'ten, ta güneydeki?
aldı o bükreş'ten bir eteklik,
alacalı bulacalı romanya etekliği.
ta bükreş'ten bir eteklik geldi ona.

ya sonra ne aldı askerin karısı
ta rusya'dan, karlar ülkesinden?
bir dulluk örtüsü aldı rusya'dan o.
karalar içinde dindirmek için yasını
ta rusya'dan bir dulluk örtüsü geldi ona.

Bertolt Brecht
çeviri: A.kadir

18 Mayıs 2008 Pazar

NBA Skills Challange


- The best free videos are right here

Yer:Küçüksu parkı.


Edit:Geçenlerde haberlere çıkmış bu video, benim sayemde ünlü oldu koyduğum bir forum sitesinde 2000 kişi tarafından izlenmiş zaten :D bu arada video fake ;)

15 Mayıs 2008 Perşembe

Öğrenci Yerleştirme Algoritması (VB)

Bubble Sort Bölümü


Yerleştirme Bölümü



Programda 2 adet 2 boyutlu dizi kullandım, veritabanı mantığına uygun olarak biri bolumler diğeri öğrenciler dizisi.İki dizininde birinci boyutunda her bir indis bir kayıtı gösteriyor.Bolum dizisinin ikinci boyutunun 0. indisinde bölüm adı, 1. indisinde kontenjan sayısını tuttum, ogr dizinin 0. indisinde ad soyad, 1-6 seçtiği bölümler, 7. puanını tutuyor, 8. ise kazandığı bölümü tutuyor.Sonraki bir zamanda tablo olarak eklicem dizilerin şemasını.Algoritmaları açıklamayı sevmiyorum insanlar kendilerini zorlayarak keşfederse daha kalıcı ve geliştirici oluyor diye düşünüyorum.

Persepolis



TV'de yayınlanmadan önce bazı kısımlarını izleme fırsatı buldum ve hiç beğenmedim anlatım ve görüntü olarak çok güzel yapmışlar fakat anlattıkları şeyler hiç hoşuma gitmedi, tam bir propaganda filmi.

13 Mayıs 2008 Salı

Dikkat!

Söylediklerinize dikkat edin; düşünceleriniz olur.
Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınız olur.
Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınız olur.
Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınız olur.
Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerleriniz olur.
Değerlerinize dikkat edin; karakteriniz olur.
Karakterinize dikkat edin; kaderiniz olur.

indira gandhi

11 Mayıs 2008 Pazar

Çanakkale

Karadaki topçuların atışlarıyla batırılmış gemiler.



Osmanlı Donanması 'na ait bir denizaltı.


Mayınların denize bırakılışı sırasında.


18 Mart 1915 'te Çanakkale sahilleri.


Düşürülmüş bir müttefik uçağı.

Osmanlı tarafındaki bir Alman uçağı.

Osmanlı ordusundaki Alman Subaylar.

Teke Burnu 'nda batmış gemiler.

Çalıçırpı ile kamufle edilmiş devasa Alman topu yanında Alman ve Türk Subay ile Askerler.


Vinci arızalandığı için Koca Onb.Seyid 'in mermisini tek başına kaldırıp namlu ağzına veren ve savaşın gidişatını etkileyen top ve mermisi.


Su molasında askerler.

Erzak ve cephanelerin sevkiyatı

Müttefiklerin borbardımanına hedef olan şehir.


Kamufle etmek maksadıyla file tarzı boyanan minare.

Ve minarenin bombardıman sonrasındaki hali.

Ve savaş sırasında normal hayat.

Gazi Kovan




Mart 1921 İnönü Ovası İnsanın İflahını kesen buz gibi bozkır ayazında Ethem Çavuş'un sırtı üşüyor, avuçları ise kızgın mermi kovanlarına çıplak elle dokunduğu için alev alev yanıyordu. Top atışı on sekiz saattir durmaksızın sürüyordu. Ethem Çavuş, 75 mm'lik topu durmaksızın dolduruyor, her seferinde besmele çekip keşif kolundan bildirilen menzillere kıyamet yağdırıyordu.

Sandıkta kalan sondan üçüncü mermiyi aldığında bir an duraksadı. Merminin üzerine bir çaput sarılıydı. Çaputu sökerken avucuna kalem büyüklüğünde demir bir çubuk düştü. Çaputun ve çubuğun anlamını çözmeye çalışırken sarı metalden mermi kovanına kazınarak yazılmış yazıya gözü ilişti. Okumaya vakti yoktu. Mermiyi topa sürüp ateşledi. Demir çubuğu cebine, boş kovanını ise bu sefer sandığa değil yere attı. Birkaç dakika sonra soğumuş olan kovanı kaybolmaması için yerden alıp mintanının yakasından içeri attı. Akşam ezanı vaktinde çarpışma durulmuş, mevzileri ileri, düşman hatlarına doğru ilerletme emri gelmişti. Batarya komutanı, Ethem Çavuşa istirahat verdi. İlk iş olarak boş kovanı çıkarıp üzerindeki yazıyı okudu.

Kovanın üzerinde "Karahisarlı Seyfi Çavuş. 4.Alay 2.Tabur 8.Batarya26 Rebiyülahir 1339*İnönü" yazıyordu. Birinci İnönü savaşının en kızgın günlerinden birinde düşülmüş not ve mermiyle gelen demir çubuk, İmalat-ı Harbiye atölyelerinde çalışanların bir mesaj istediğini gösteriyordu. Boşalan kovanlar Ankara'daki atölyelere yollanır, oradan tekrar doldurulup cepheye dönerdi.

Üç saat sonra gecenin iyice çökmesiyle savaş tamamen durulmuş, birlikler yeni mevzilerine yerleşmişti. Ethem Çavuş, cebindeki demir çubuğu çıkarıp bir köşeye oturdu. Ucu sivriltilmiş çubuk, bakır ustalarının "kalem" dedikleri, metal üzerine desen oymaya yarayan keskin bir aletti. Eline yumruk büyüklüğünde bir taş alarak hafif tıklamalarla kendi mesajını kovana kazıdı. "Aksekili Ethem Çavuş 8.Alay 3. Tabur 1.Batarya 20 Recep 1339

İnönü; Beş gün sonra Ankara Atölye'nin bir köşesinde cepheden gelen sandıkları açan kalfa, tezgâhlardan birinde harıl harıl çalışmakta olan ustaya seslendi: Sesinde, eşi doğum yapmış bir adama bebeğini müjdeleyen ebenin heyecanı vardı. "Kâmil Usta! Müjdemi İsterim! Senin yavru cepheden dönmüş!". Hepsi sandıkların olduğu kısma koşturarak kovanın üstündeki yazıyı okumak için toplandılar. Tabii ki bu şeref Kâmil Ustaya aitti. Yüksek sesle Ethem Çavuşun notunu okudu. Atölyede bir bayram havası esmişti. Tüm çalışanlar, Kâmil Ustayı yeni baba olmuş biriymiş gibi kutluyor, hayır duaları ediyorlardı. Ustalar, İş tezgâhlarından birinin başında toplandılar. Kâmil Usta kovanın ağzının eğilen yerlerini düzeltip özenle kapsülünü yeniledi. İçine barutunu doldurduktan sonra yeni bir çekirdeği kovanın ağzına oturttu. Mermi hazır olunca, Ethem Çavuşun kovanın içinde geri yolladığı çelik kalemi yeni bir çaputla merminin üzerine sardı. Kundaklanmış mermiyi şefkatle tutarak yeni doldurulan bir sandığa yatırdı. Çalışanlar hep bir ağızdan "Allah kavuştursun" diyip işlerinin başına döndüler. Kâmil Usta, halen açık duran sandığa yatırdığı mermiye hüzünle bakıp "Selametle git aslanım. Allah muvaffak etsin. Çok bekletme bizi" dedi. Kovan, Birinci İnönü savaşı sıralarında üzerindeki ilk notla Kâmil Ustanın eline geçtiğinde bu fikir doğmuştu. Karahisarlı Seyfi Çavuşun başlattığı bu geleneğin süreceğinden emin değildi; ama denemeye değerdi. Nitekim Aksekili Ethem Çavuş umutlarını boşa çıkarmamıştı. Cephede patlayan her merminin kovanı buradaki ustaların elinden geçtiğine göre bir aksilik olmazsa yeniden görüşeceklerdi.

Eylül 1922 - Ankara Bir buçuk yıl içinde kovan sekiz kere daha atölyeye uğradı. Üzerindeki mesajların sayısı da sekize ulaşmıştı. Mesaj yazanların sekizi de başka alay ve taburlardan farklı kişilerdi. Kovan her keresinde atölyedekilere daha büyük bir coşku yaşatıyor, istiklâl savaşının her zorlu durağından Ankara'ya barut, kan ve zafer kokusu taşıyordu. Türk ordusunun İzmir'e girdiği gün Ankara'da bayram havası eserken kovan yeniden gelmiş, ama bu sefer tüm atölyeyi yasa boğmuştu. Kovanın içinde, çelik kalemin yanı sıra bir mektup ile bir tane de bakır künye vardı. Kovanın üzerine kazınmış dokuzuncu notta; "Karahisarlı Seyfi Çavuş. 4. Alay 2. Tabur 8.Batarya 12 Muharrem 1341*** Banaz" yazılıydı. Atölyedekiler mektubu açıp okumaya koyuldular;

Bismillahirrahmanirrahim.

Selamün aleyküm gayretperver ustalar. Allah'a şükürler olsun ki mendebur düşman kaçıyor. Muzaffer Türk ordusu beş gündür durup dinlenmeksizin kâfiri kovalıyor. Güzel İzmir'e, kalplerimizdeki imânımız kadar yakınız artık. İki gün evvel Banaz'daki muharebede bataryamın çavuşlarından Seyfi, kalleş düşmanın kurşunuyla şahadete ermiştir. Cenazesini sıhhiyecilere teslim etmeden önce mintanının içinde bu kovanı buldum. Malumunuzdur ki vefat eden neferin künyesi ailesine yollanır. Lâkin beş gün önce Karahisar'ı ele geçirdiğimizde,Seyfi Çavuş'un ailesinin düşman tarafından katledildiğini öğrendik. Bu kahraman Türk evladı kederini yüreğine gömüp anacığını, babacığını defnedemeden düşmanın peşine düştü. Üç gün sonra kendisi de hakkın rahmetine kavuştu.Kovandaki yazılardan anladığım üzere bu topçu neferlerin bir ailesi de sizler olmuşsunuz. Bu sebeple Seyfi Çavuşun künyesini sizlere yolluyorum.Başınız sağ olsun. Hayır dualarınızı bizlerden, Fatihalarınızı aziz şehitlerimizden esirgemeyiniz. Hakkın rahmeti üzerinize olsun Yüzbaşı Muhsin Talât 4.Alay 2. Tabur 8. Batarya

14 Muharrem 1341 Salihli

Mektup bittiğinde tüm personel ağlıyordu. Atölyeye bir ölüm sessizliği çökmüştü. Hiç tanımadıkları halde iki satır yazıyla kardeş oldukları Seyfi Çavuşun ardından Fatiha okuyup amin dediler. Kamil Usta yutkunarak tezgâhının başına oturdu. Kovanı yeniledi ama bu sefer, minik iki perçinle Seyfi Çavuşun künyesini kovanın dibine çaktı. Yine her zamanki merasimle mermiyi kundaklayıp sandığa yatırdı. Oysa o mermi bir daha düşman mevzilerine gönderilmeyecekti.

Ocak 1923-Ankara Savaşının bitmesinin ardından Ankara'daki mühimmat depolarında sayım ve temizlik yapılıyordu. Sandıklar tek tek açılıyor, mermiler sayılıp yeniden sandıklanıyor, kayda geçirilip daha tertipli bir cephaneliğe gönderiliyordu. Teğmen Hamdi Vâsıf, Kâmil ustanın hazırlayıp kundakladığı mermiyi buldu. Böyle bir anının-belki de yıllarca- sandıkların İçinde kalmasına gönlü elvermedi. Ciddi bir suç işliyor olmayı göze alıp mermiyi evine *****rdü. Niyeti, ömrünün sonuna kadar mermiyi bir anı olarak saklamaktı.

29 Ekim 1923 - Ankara Teğmen Hamdi Vâsıf Ankara kalesine çıkan dik sokakları koşarak tırmanıyordu. Soğuğa rağmen kan ter içinde kalmıştı. Yarım saat önce 20:30 sıralarında meclisten, cumhuriyetin ilan edildiği duyurulmuştu. 101 pare top atışıyla cumhuriyet kutlanıyordu ve Seyfi Çavuş'un mermisi bu şöleni kaçırmamalıydı. Yetmiş, belki de sekseninci atışta topçuların yanına ulaşabilmişti. Yüzbaşı Muhsin Talat'ın yanına giderek sert bir asker selamı verdi.

Hamdi Vâsıf Edirne! Bir maruzatım var komutanım" Yüzbaşı sorar gözlerle genç subaya bakıyordu. "Evet teğmenim? Sizi dinliyorum"* *Teğmen, üniformasının içinden mermiyi çıkarıp yüzbaşıya uzattı. Yüzbirinci pareyi en çok bu mermi hak ediyor komutanım. Müsaadenizle bu şerefi ondan esirgemeyelim"

Yüzbaşı Muhsin Talat gözlerine inanamamıştı. Sevinç gözyaşlarını tutamadı. O kadar heyecanlanmıştı ki neredeyse aralarındaki rütbe farkına bakmaksızın genç teğmenin ellerini öpecekti. Mermiyi alıp çekirdeğini dikkatlice yerinden çıkardı. Kovanın tepesine bir bez parçası tepip iyice sıkıştırdı. Subay şapkasını çıkarıp surun üzerine koydu. Mermiyi şapkanın içine yatırdı. Toplar atışlara devam ediyordu. 82, 83, ...97, 98, 99... On dakika kadar sonra, atışları sayan çavuş "Yüzüncüyü attık komutanım" diyince, Muhsin Talat, kovanı topun yatağına kendi elleriyle sürerek ateş emrini verdi. Subayların kılıçlarını çekerek selamladığı o son top sesi Ankara'nın her duvarından yankıyıp dört yıllık istiklâl savaşının tüm hikâyesini anlatmıştı sanki. Rütbe ve mevkilerine bakmaksızın topun başındaki tüm askerler kucaklaşarak birbirlerini kutladı. Son olarak Yüzbaşı Muhsin Talat ile Teğmen Hamdi Vâsıf sarıldılar. Kovan ayaklarının dibindeydi. Yüzbaşı eğilip saygıyla kovanı yerden aldı. Avuçlarının yanmasına aldırmadı bile.

8 Mayıs 2008 Perşembe

- Closer -

If

Çevrende herkes şaşırsa bunu da senden bilse
Sen aklı başında kalabilirsen eğer
Herkes senden kuşku duyarken,hem kuşkuya yer bırakır
Hem kendine güvenirsen eğer
Bekleyebilirsen usanmadan
Yalanla karşılık vermezsen yalana
Kendini evliya sanmadan
Kin tutmayabilirsen kin tutana
Düşlere kapılmadan,düş kurabilir
Yolunu saptırmadan,düşünebilirsen eğer
Ne kazandım diye sevinir,ne yıkıldım diye yerinir
İkisine de vermiyebilirsen değer,
Söylediğin gerçeği eğip,büken düzenbaz
Kandırabilir diye safları dert edinmezsen
Ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz
Koyulabilirsen işe yeniden
Döküp ortaya varını yoğunu
Bir yazı-turada yitirsen bile
Yitirdiklerini dolamaksızın dile
Baştan tutabilirsen yolunu
Yüreğine sinirine dayan diyecek
Direncinden başka şeyin kalmasa da
Herkesin bırakıp gittiği noktada
Sen dayanabilirsen tek
Herkesle düşüp kalkar,erdemli kalabilirsen
Unutmayabilirsen halkı krallarla gezerken
Dost da düşman da incitemezse seni
Ne küçümser,ne büyütürsen çevreni
Her saatin,her dakikasına
Emeğini katarsan hakçasına
Her şeyiyle dünya önüne serilir
Üstelik oğlum ADAM OLDUN demektir.


Yazar:Rudyard Kipling
Çeviri:Bülent ECEVİT

Bunu yazan yazar, 1907 yılı Nobel edebiyat ödülünü almış ve 5n1k'yı literatüre sokan şahısmış ama sömürgeciliği destekliyormuş malesef.

Hocalı Katliamı

Az önce bir arkadaşım mail olarak gönderdi bunu bana bende hemen bloguma ekleyeyim dedim.Bu tür yazıları okuyunca aklıma hemen Hotel Rwandadaki şu sahne aklıma gelir.

Yabancı haber ajansının muhabirlerinin sokakta insanların palalarla doğranmasını kayda geçmeleri ve bunu yayınlamalarının ardından Paul sevinmiştir.Kameramana;

Paul-O görüntüleri çekmiş olmanız ve tüm dünyanın görecek olması beni memnun etti.Birilerinin müdahale etmesi için tek şansımız bu.
Kameraman-Evet, ya kimse müdahale etmezse yine de göstermek için iyi birşey midir?
Paul-Böyle bir canavarlığa tanıklık edip de nasıl müdahale etmezler?
Kameraman-Bence insanlar bu görüntüleri gördüklerinde "Ah tanrım, ne kadar korkunç" diyecekler ve yemeklerini yemeye devam edecekler.


http://mmcakir.blogspot.com/2008/02/25-ubat-1992-hocali-katliami-khojaly.html

Elleri bir ağaca arkadan bağlanan hamile bir kadının başına dikilmiş olan iki Ermeni yazı tura atıyordu. Bu kanlı kumarı yaklaşık 100 yıl önce Anadolu toprağında Kars'ta Ağrı'da Van'da Erzurum'da da ataları oynamıştı.Onlardan duymuşlardı.


Karnı burnunda zavallı bir Azeri kadının doğumu oldukça yakın görünüyordu. Çaresiz kadın bir hazan yaprağı gibi titriyordu. Elbiseleri yırtık, ayakları çıplaktı...Ermenilerin uzun boylu olanı elindeki AK-47 model Rus yapımı otomatik tüfeğinin namlusuna monte edilen seyyar kasaturayı çıkartırken, diğeri elindeki demir parayı havaya attı

:-Akçik, manç?..
(Kızmı, oğlan mı?)

-Akçik...
(Kız)

Bu cevap üzerine 'oğlan' diyerek bahse giren Ermeni, elindeki kasatura ile hamile kadının karnını bir hamlede yarıp çocuğu çıkarttı.Kan b! ürülügözleri bebeğin kasıklarına kilitlendi.

-Tun şahetsar,ınger...
(Sen kazandın, yoldaş)

-Yes şahetsapayts ays bubrikı inç bes bidigişdana...
(Ben kazandım ama bu bebek nasıl beslenecek?)

-Mayrigı bedge gişdatsine.
(Annesi besleyecek elbette)

Bunun üzerine daha kısa boylu olan Ermeni, bir hamlede kasaturaya geçirdiği bebeği annesinin göğsüne yapıştırdı:

-Mayrig yerahayin zizdur.
(Çocuğa meme ver)

Aynı dakikalarda Hocalı'nın başka bir semtinde tek kale futbol maçı hazırlığı vardı. İki kesik Azeri kadın başını kale direği yapmışlar, top arayışına girmişlerdi.Başı tıraşlı bir çocuk bulup getirdiklerinde ise Ermeni çeteci sevinçle bağırdı:

-Asixn ma/,çimi yev bızdıge, aveg gındırnadabidi. Gıdıresek...
(Bu hem saçsız hem de küçük, iyi yuvarlanır. Kopartın...)

Aynı anda çocuğun gövdesi bir tarafa,başı da orta yere düşmüştü...

Ermeniler zafer naraları! atarak, kanlı postalları ile kesik çocuk başına vurarak kanlı bir kaleye gol atmaya çalışıyordu.

Bu iki olay Hocalı'da bundan çok değil yalnızca 14 yıl önce yaşandı. Her iki olay da ermeni çetecilerin katliamlarına bizzat şahit olan görgü tanıklarının anlatımlarıdır.

Ne yazık ki 26 Şubat 1992 günü binlerce Azeri türlü yöntemlerle vahşice katledilmiştir. Ajanslar,katliam haberini bütün dünyaya hızla geçerken, arşı titreten ağır bir vahşet yaşanan Hocalı halkından geri kalanlar ise çaresizlik içinde kıvranıyordu.

Türkiye'de büyük bir dehşet uyandıran katliama ilişkin ilk görüntüler ise TRT aracılığı ile duyurulmuştu. Bütün olanları batılı gazeteciler, özellikle de New York Times belgeledi.

26 Şubat'ta güçlü silahlarla donatılmış Ermenistan silahlı kuvvetleri ile Hankendi'nde konuşlanmış bulunan Albay Zarvigarov komutasındaki 366'ncı Rus Motorize Alayı, Hocalı'ya saldırarak tarihin en vahşî katliamlarından birini yaptılar.

26 Şubat! gecesi Rus motorize alayının tanklarından açılan top ve roket saldırıları ile Hocalı Havaalanı kullanılamaz hâle getirilerek kentin dış dünya ile ilişkisi de tamamen kesildi.

Savunmasız kalan kente giren Rus destekli Ermeni askerleri, çocuk, yaşlı, kadın, bebek demeden birçok insanımızı vahşîce katlettiler. ermenilerin işgal ettikleri Hocalı'da dehşet verici olaylar yaşandı.

Canlı canlı insanların kafa derilerini yüzdüler,

Sağ olarak ele geçirdiklerini ise sistematik bir işkenceye ve tıbbî deneylere tâbi tutarak, insanlık dışı muamelelere maruz bıraktılar.

Hızar ve testereler ile diri diri insanların kol ve bacaklarını kestiler.

Genç kızların önce saçlarını,sonra da kafa derilerini yüzdüler.

Babanın gözü önünde evladını, evladın gözü önünde babayı kurşunlara dizdiler.

Kesik kafaları sepetlere doldurdular.

Peki neydi bu düşmanlık?

Ermenistan'daki okul duvarlarında asılan haritalarda Türkiye'nin 12 ili yer almaktayken, Ermenistan'ın bayrağında Türkiye hudutları içindeki Ağrı Dağı'nın resmi varken, Ermenistan Millî Marşı'nda 'Topraklarımız işgal altında, bu toprakları azat etmek için ölün,öldürün' denmekteyken, başkaca bir neden aramaya zaten gerek yok sanırım.

Dağlık Karabağ Bölgesi'nde bulunan Hocalı'ya, eski Sovyet İttifakı Silahlı kuvvetleri'ne ait 366.Alay'ın desteği ile Ermeni Sılahlı Kuvvetleri tarafından düzenlenen saldırılar sonucu 613 Azerbaycan Türk'ünün hayatını kaybettiği resmî olarak açıklandı. Ancak kayıp sayısının bu rakamların çok çok üstünde olduğu bilinmektedir.

56 hamile kadın karnı yarılmış durumda bulunmuştur.

Bu alçak saldırıda 487 kişi ağır yaralanırken, 1275 kişi ise rehin alınmış,geri kalan nüfus da bin bir zorlukla canını kurtarmış ancak bu olayın tahribatından ruhları ve hafızaları asla bir daha kurtulamamıştır.

Şahitlerin anlattıklarını dinleyenler önce kulaklarına inanamadı.!

Fakat katliam sonrası Hocalı'ya girdiklerinde ise, görgü tanıklarının abartmadığını kısa sürede anladılar. Hocalı'da katliam bölgesini gezen Fransız gazeteci Jean-Yves Junet'nin gördükleri karşısında söyledikleri, katliamın boyutunu da anlatıyordu:

'Pek çok savaş hikâyesi dinledim. Faşistlerin zulmünü işittim,ama Hocalı'daki gibi bir vahşete umarım kimse tanık olmaz' Peki 26 Şubat 1992 günü yaşanan bu katliamın emrini kim vermişti; Ermenistan Devlet Başkanı sıfatını taşıyan Robert Koçaryan denilen kirli katilden başkası değildi. Yaptığı terör faaliyetlerinin oranı nispetinde terfi eden Taşnaksutyun örgütü liderlerinden Robert Koçaryan, 20 Mart 1996'da Ermenistan Başbakanı oldu.

Karabağ'da barış istediği için aşırı milliyetçilerin tepkisine daha fazla direnemeyen Levon Ter Petrosyan istifa edince de 30 Mart 1998 yılında ondan boşalan Devlet Başkanlığı koltuğuna,'Hocalı Katlia! mı' baş sorumlusu olan azılı terörist Robert Koçaryan oturdu.

Ermeniler Türk hamile kadınlarına tecavüz edip karnını hamile olduğu halde taş ile doldurup öldürmüşler ve küçük Türk kızlarına tecavüz edip öldürmüşlerdi.

Ülkemizde sadece 1 ermeni öldürüldü diye yürüyüş yaptılar ve o kadar araştırdılar ama hiç bir insan kalkıp ta bu masum insanlara işkence edilip öldürüldükleri için yürüyüş yapmadı…………..

Yazıklar olsun ……

6 Mayıs 2008 Salı

On+1cee



IBM'de pazartesi sabahları...(Geçen sene)

5 Mayıs 2008 Pazartesi

My Sassy Girl (Yeopgijeogin geunyeo)




"Kader nedir bilir misin?
Sevdiğin kişi için, tesadüflerden bir köprü inşa etmektir."




İzlediğim en güzel filmlerden biri zaten izlemeden öncede çok beğeneceğimi biliyordum.İzleyen herkes çok güzel olduğunu anlatıyordu.Bu film hem kahkahalarla güldürüyor hemde böğüre böğüre ağlatıyor, mutlaka izlenmeli.Ayrıca tesadüflerden oluşan bu hikaye, tamamen gerçek ve yaşanmış.Hasta olduğum için fazla bişe yazamıcam umarım yakın zamanda yazabilirim.

- City Escape -

- Emily The Strange - by Mehmet Turgut

- Give Me A Reason -